PAUL VON JANKO(1856-1919)

 
   

   

  1882-1884 yılları arasında, Macar soylusu Paul von Janko (1856-1919), klavyenin yapısına mantıklı bir düzenleme getirmek istedi. Kendisi, hem Viyana Konservatuvarı, hem de Polytechnicum mezunuydu, dolayısıyla, gerek müziğe gerek de teknik konulara çok yatkındı. Do major gamı oluşturan ve eşit olmayan iki dizi grubunu değiştirerek, eşit iki gruptan oluşturmak istedi. Bir oktavda alt grup do, re, mi, fa diyez, sol diyez ve la diyeze sahipken, üst grup, do diyez, re diyez, fa, sol, la ve si’yi alacaktı. Eski anlayışa uygun olması için Janko, do, re, fa, sol ve la diyezleri siyaha boyamıştı. Geleneksel klavyede siyah tuşlar, yedi beyazın aralarına konduğu için, yatay uzunluk daha fazla oluyordu, Janko klavyesinde ise, tüm bu sıralama altı beyaz tuşun genişliğine sığmaktaydı, bu da, elin daha az açılması anlamına geliyordu.



Tüm bunlar, yeni buluşun sadece bir fazıydı. Bir diğer yenilik, Janko’nun, standart klavyenin, el anatomisine uymadığını düşünmesiyle ortaya çıktı. Siyah tuşlar ve beyazlar arasında yukarı – aşağı hareketler yapılması gerekiyordu. O da, tuşları, daha uzun ve kalın yaptı, ayrıca, her tuşa, parmağın farklı pozisyonlarda basabilmesi için üç basma bölgesi yerleştirdi; bu şekilde, üç klavyeli bir çalgıya benzedi. Aslında tek klavyeliydi, ancak, birbirine yakın üç seviyeden çalınabiliyorlardı
 
Janko Klavyesi

Janko, bir müzisyen ve mühendis olarak, klavyesi üstünde, tamamen bilimsel yöntemlerle ve çok detaylı çalışıyordu. Gam uzunluğundaki azalma, tuşlara farklı seviyelerden basabilme ve yarım seslerin daha mantıklı yerleşimi, piyaniste kolaylıklar sağlayabiliyordu. Küçük Viyana firmalarından biri, bu klavyeyi üretime alınca, Janko da, Yeni Bir Klavye adlı açıklamasını bastırdı. Aynı yıl, kendi klavyesini kullanarak, tanıtım amaçlı bir piyano resitali de verdi.

Bu alanda yapılmış en radikal, en mantıklı ve verimli buluş olması nedeniyle, kısa sürede klavye, tartışmaların odağına oturdu. Birkaç yıl içerisinde Amerika’ya da giden yeni buluş, üst düzey müzisyenlerin ve müzik teorisyenlerinin ilgisini çekti. 1891 yılında, önemli bir üretici olan Decker Bros., bu klavyeyi kendi çalgılarından bazılarına uygulamaya karar verdi. Bundan önce, klavyenin kullanımının tanıtılması için bir merkez bile kurulmuştu. Buraya Paul de Janko Konservatuvarı adı verildi. Emil K. Winkler adlı, bu konuda Musical Courier’de detaylı tanıtım makaleleri yazmış bir kimse merkezin başına getirilmişti. Winkler’in iş arkadaşlarından W. Bradley Keeler da, yeni klavyenin nasıl kullanılacağını açıklayan bir kılavuz yazmıştı.

Janko klavyesinde, Liszt’in La Campanella gibi uzak aralıklara atlanılması gereken eserler çok rahatlıkla çalınabiliyordu. Geniş akorlar da çok rahat alınıyordu. Bir Alman eleştirmenin belirttiği gibi, ortaya çıkan etki: “dört virtüozün, dört farklı grand piyanoda çalması” gibiydi.

Profesyonel müzisyenlerin ilgisi, zaman içinde azalmaya başladı. Janko klavyesindeki malzeme artışı, mekanizmanın balansının sağlanmasında sorunlar çıkartıyor ve bir ölçüde, daha ağır bir tuşeye neden oluyordu. 1910’da, bir Alman üreticisi olan Paul Perzina, bu soruna çözüm buldu. Ne ki, satışlarda bir patlama yaşanmadı.

Janko klavyesi, her ne kadar daha pratik ve mantıklıysa da, eski gelenekleri yıkmakta başarılı olamamıştı. Otuzlu, ya da kırklı yaşlarına gelmiş piyanistler, bu klavyeyi “daha iyi” bulmakla birlikte, kendi geçmişlerini bırakıp buna dönemezlerdi, çünkü, bu çalgı, tamamen yeni bir teknik birikim gerektirmekteydi. Ayrıca, bu çalgıyı öğretmeninin evinde öğrenen ve kendi evinde de çalabilen öğrenciler, okullarda, kiliselerde, toplantılarda, ya da arkadaşlarının evindeki piyanolarda çalma ayrıcalığı ve zevkinden yoksun kalacaklardı. Çalıcıya büyük yükler ve ödenmesi güç bedeller getiriyordu.

1894’te, Berlin’li bir profesör, piyanistlerin yeni parmak tekniğini öğrenmeye isteksiz olmalarından kaynaklanan tutuculuğun, en büyük piyano icadının gelişmesini önlediğini yazmıştı. 1900’de Musical News, her ne kadar geleneksel klavyenin ele uygunluğuna göre avantajlı olsa da, “Janko klavyesi devriminin sona erdiğini” belirtmişti.

Janko başarısızlığa uğradı ve 1919’da, yıllar süren bir inzivaya çekildiği ve tütün işiyle uğraştığı İstanbul’da öldü.