 |
|
Lescehtizky’nin en tanınmış öğrencisi olan Ignacy Jan Paderewski,
saçları, romantik ve soylu görünüşü, asil tonu, manyetik
çekiciliği ve gizemiyle, ilginç bir kişilikti. Yaklaşık elli yıl
süren önemli kariyerin ardında, on milyon dolarlık bir servet
edinmişti.
Ancak, Paderewski, şöhrete giden yolu çok kolaylıkla katedememişti.
İstediği yere ulaşmak için zorluklarla başa çıkması gerekiyordu.
Öncelikle, çok ciddi ve düzenli bir eğitim alamamış, genellikle,
kendi müzikal kapasitesi, anlayışı ve yeteneklerinin
yönlendirmesiyle, kendi kendini eğitmişti. On iki yaşına gelene
dek sistemli bir eğitim almamıştı. Bu, ileride karşılaşacağı
sorunları anlamada önemli bir ipucu olacaktı, çünkü, Paderewski,
zamanında yerleştirmesi gereken ve dahi bir pi-yaniste çok lazım
olacak belirli bazı refleksleri yerleştirememiş, bunlar da,
kariyerinin sonlarında karşılaşacağı teknik güçlükleri
doğurmuştu. Temel eğitimdeki eksiklikleri, onun, halkın önünde
çalarken yaşadığı gerginliklerini de açıklamaktadır. Herkesin
konserden önce stresli olması doğaldı, ancak, Paderewski,
neredeyse, iteleyerek sahneye çıkartılabiliyordu. Derinlerde bir
yerlerde, kendi sınırlarını biliyor, bu da, onun, kendine olan
güvenini zedeliyordu. |
On iki
yaşında Varşova Konservatuvarı’na girdiğinde, yaşamında ilk
kez ciddi bir eğitimle karşılaşmıştı; önceden edindiği kötü
teknik alışkanlıklar, daima önüne çıkıyordu. Konservatuvar, onu,
hiçbir şekilde cesaretlendirmedi, hatta, sürekli olarak,
piyanist olamayacağı vurgulandı. Bu eleştirilerde bir ölçüde
gerçek payı da vardı. Üç yıl sonra, Rusya’ya konser turuna
gittiğinde başarısız olmuştu. Bu da, öğretmenlerinin görüşlerini
haklı çıkartmıştı. Turneden sonra Varşova Konservatuvarı’na geri
döndü, sonra, Berlin’e gitti, en sonunda da, Viyana’ya,
Leschetizky’nin yanına geldi. Paderewski, bu dönemde yirmi dört
yaşındaydı, hala, konser piyanisti olma hayaline sahip olması,
bu işi ne kadar tutkuyla sevdiğinin göstergesiydi, çünkü, bu
yaş, geride bıraktığı tüm sorunlarla birlikte, onun, konser
piyanisti olamayacağını her durumda ilan ediyordu. Ancak,
Leschetizky, dertlerine derman olacaktı. Paderewski, onun
dersleri için, “onca yıl öğrendiğimden çok daha fazla şeyi bana
birkaç derste öğretti” diyecekti. Leschetizky, başlangıçta, ona
ciddi hiçbir şey vermedi. Sadece, bazı Czerny etüdler verdi ve
piyanodan iyi ton elde etme üstüne odaklandı. “Çok geç! Çok geç!
Parmakların çok disiplinsiz! Nasıl çalışılacağını bilmiyorsun!”
diye sık sık azarlıyordu Paderewski’yi. Ancak öğrencisi, onu,
neredeyse korkutan bir adanmışlıkla çalışmaya başladı.
1891 yılında, Steinway firmasının himayesinde, Amerika’ya geldi, ilk
sahne alışını yeni Carnegie Hall’da, 17 Kasım’da gerçekleştirdi. Salon
dolu değildi, kazancı da çok düşük oldu; ancak, bu, ilk ve son hata
olacaktı. Bundan sonrakilerde, eleştirmenler, bayağı çekinceler de
koysalar, dinleyiciler çılgına döneceklerdi. New York konser programı,
or kestrayla üç konseri içeriyordu; burada Paderewski, bir haftada altı
konçerto çalacak, ayrıca, solo eserler de seslendirecekti. Paderewski,
daha sonraki yıllarında, bu çılgın program yoğunluğundan olumsuz
düşüncelerle bahsedecekti. Bir hafta boyunca, günde on yedi saat
çalıştığını anlatmıştı. Sonuç, New York’un o güne kadar gördüğü en büyük
gösteriydi.
Paderewski, turnenin ortasında, el kaslarından birisini ciddi
şekilde incitti. Doktorlar, bunu, aşırı yorulmaya ve zorlanmaya
bağladılar. Dördüncü parmağını kullanamadığı için, tüm repertuvarını,
yeni parmak numaralarına göre düzenlemek zorunda kaldı. Turneden sonra,
Paris’te, gerekli tedavileri görmesine karşın hiçbir zaman, 1891
turnesindeki performansına ulaşamayacaktı.
Daima magazin haberlerini süslemekteydi. Eğer, haberlerde yeteri
kadar görünmüyorsa, hemen, arabacıya iki yüz dolar bahşiş vermek gibi
haber olacak bir durum yaratılıyordu. Ancak, bu balayı dönemi çok da
uzun sürmeyecekti. Eleştirmenler, Paderewski’yi, bastığı yanlış notalar
ve dengesiz ritmleri için eleştirmeye başlamışlardı. 1900’lerin başında
eleştirilerin dozu artıyordu. 1916’da şöyle bir eleştiri yazılmıştı:
“Düzgün ve tatmin edici olmayan bir okuma, yanlış bir teknik, çok fazla
yanlış nota”. 28 Ekim 1916 tarihli Los Angeles Graphic’te yazan
eleştirmen, “eğer, hala, piyano öğretmenliği yapıyor olsaydım,
öğrencilerimi Paderewski konserlerinden uzak tutardım” demişti.
Ancak, tüm bunlar, büyük farklar yaratmamıştı. Paderewski hala,
“dünyanın en büyük müzisyeni” unvanıyla müzik piyasasında önde
gidiyordu. Dünyanın farklı bölgelerine turnelere çıktı, İsviçre’de lüks
bir villa ve Kaliforniya’da ev aldı. Bunlar arasında gidip geldi,
1917’ye kadar besteciliğe devam etti. Ancak, piyano repertuvarlarında,
Paderewski müziğinden çok az şey kaldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında,
ülkesi Polonya için çok çalıştı, halkının sözcülüğünü yaptı, parasını
ülkesi için harcadı. Savaştan sonra ülkesinin ilk başbakanı oldu.
Irkçılığa yakın görüşleri de vardı; bazı gazete yazılarında, Amerika’ya
göç eden “yabancı kanı”ndan bahsediyordu. Bu yabancı kanının, saf ve
başarılı Anglo-Sakson ırkını bozacağını iddia ediyordu. Vasiyetinde,
kırk bin rubleyi, Polonya köylerindeki küçük dükkanların açılması ve
bunların, Yahudilerle ekonomik olarak savaşması ve onları elimine etmesi
için bıraktığını belirtiyordu.
Yaşantısının sonlarına dek piyano çalmaya devam etti, ancak, hem
yaşı, hem de Polonya başbakanı olarak geçirdiği dönemin yorgunluğu, eski
başarısını yakalamasını imkansızlaştırdı. Ne ki, 20. yy.a dönülen o
dönemde, başarısı çok parlaktı. Kendine ait bir tarzı ve kocaman bir
yüreği vardı; piyanodan altın bir ton elde edebiliyordu, soylu ve
gösterişliydi.
|
|