IGNACY JAN PADEREWSKİ (1860 – 1941)
 

 
   
 
  Lescehtizky’nin en tanınmış öğrencisi olan Ignacy Jan Paderewski, saçları, romantik ve soylu görünüşü, asil tonu, manyetik çekiciliği ve gizemiyle, ilginç bir kişilikti. Yaklaşık elli yıl süren önemli kariyerin ardında, on milyon dolarlık bir servet edinmişti.

Ancak, Paderewski, şöhrete giden yolu çok kolaylıkla katedememişti. İstediği yere ulaşmak için zorluklarla başa çıkması gerekiyordu. Öncelikle, çok ciddi ve düzenli bir eğitim alamamış, genellikle, kendi müzikal kapasitesi, anlayışı ve yeteneklerinin yönlendirmesiyle, kendi kendini eğitmişti. On iki yaşına gelene dek sistemli bir eğitim almamıştı. Bu, ileride karşılaşacağı sorunları anlamada önemli bir ipucu olacaktı, çünkü, Paderewski, zamanında yerleştirmesi gereken ve dahi bir pi-yaniste çok lazım olacak belirli bazı refleksleri yerleştirememiş, bunlar da, kariyerinin sonlarında karşılaşacağı teknik güçlükleri doğurmuştu. Temel eğitimdeki eksiklikleri, onun, halkın önünde çalarken yaşadığı gerginliklerini de açıklamaktadır. Herkesin konserden önce stresli olması doğaldı, ancak, Paderewski, neredeyse, iteleyerek sahneye çıkartılabiliyordu. Derinlerde bir yerlerde, kendi sınırlarını biliyor, bu da, onun, kendine olan güvenini zedeliyordu.

On iki yaşında Varşova Konservatuvarı’na girdiğinde, yaşamında ilk kez ciddi bir eğitimle karşılaşmıştı; önceden edindiği kötü teknik alışkanlıklar, daima önüne çıkıyordu. Konservatuvar, onu, hiçbir şekilde cesaretlendirmedi, hatta, sürekli olarak, piyanist olamayacağı vurgulandı. Bu eleştirilerde bir ölçüde gerçek payı da vardı. Üç yıl sonra, Rusya’ya konser turuna gittiğinde başarısız olmuştu. Bu da, öğretmenlerinin görüşlerini haklı çıkartmıştı. Turneden sonra Varşova Konservatuvarı’na geri döndü, sonra, Berlin’e gitti, en sonunda da, Viyana’ya, Leschetizky’nin yanına geldi. Paderewski, bu dönemde yirmi dört yaşındaydı, hala, konser piyanisti olma hayaline sahip olması, bu işi ne kadar tutkuyla sevdiğinin göstergesiydi, çünkü, bu yaş, geride bıraktığı tüm sorunlarla birlikte, onun, konser piyanisti olamayacağını her durumda ilan ediyordu. Ancak, Leschetizky, dertlerine derman olacaktı. Paderewski, onun dersleri için, “onca yıl öğrendiğimden çok daha fazla şeyi bana birkaç derste öğretti” diyecekti. Leschetizky, başlangıçta, ona ciddi hiçbir şey vermedi. Sadece, bazı Czerny etüdler verdi ve piyanodan iyi ton elde etme üstüne odaklandı. “Çok geç! Çok geç! Parmakların çok disiplinsiz! Nasıl çalışılacağını bilmiyorsun!” diye sık sık azarlıyordu Paderewski’yi. Ancak öğrencisi, onu, neredeyse korkutan bir adanmışlıkla çalışmaya başladı.

1891 yılında, Steinway firmasının himayesinde, Amerika’ya geldi, ilk sahne alışını yeni Carnegie Hall’da, 17 Kasım’da gerçekleştirdi. Salon dolu değildi, kazancı da çok düşük oldu; ancak, bu, ilk ve son hata olacaktı. Bundan sonrakilerde, eleştirmenler, bayağı çekinceler de koysalar, dinleyiciler çılgına döneceklerdi. New York konser programı, or kestrayla üç konseri içeriyordu; burada Paderewski, bir haftada altı konçerto çalacak, ayrıca, solo eserler de seslendirecekti. Paderewski, daha sonraki yıllarında, bu çılgın program yoğunluğundan olumsuz düşüncelerle bahsedecekti. Bir hafta boyunca, günde on yedi saat çalıştığını anlatmıştı. Sonuç, New York’un o güne kadar gördüğü en büyük gösteriydi.

Paderewski, turnenin ortasında, el kaslarından birisini ciddi şekilde incitti. Doktorlar, bunu, aşırı yorulmaya ve zorlanmaya bağladılar. Dördüncü parmağını kullanamadığı için, tüm repertuvarını, yeni parmak numaralarına göre düzenlemek zorunda kaldı. Turneden sonra, Paris’te, gerekli tedavileri görmesine karşın hiçbir zaman, 1891 turnesindeki performansına ulaşamayacaktı.

Daima magazin haberlerini süslemekteydi. Eğer, haberlerde yeteri kadar görünmüyorsa, hemen, arabacıya iki yüz dolar bahşiş vermek gibi haber olacak bir durum yaratılıyordu. Ancak, bu balayı dönemi çok da uzun sürmeyecekti. Eleştirmenler, Paderewski’yi, bastığı yanlış notalar ve dengesiz ritmleri için eleştirmeye başlamışlardı. 1900’lerin başında eleştirilerin dozu artıyordu. 1916’da şöyle bir eleştiri yazılmıştı: “Düzgün ve tatmin edici olmayan bir okuma, yanlış bir teknik, çok fazla yanlış nota”. 28 Ekim 1916 tarihli Los Angeles Graphic’te yazan eleştirmen, “eğer, hala, piyano öğretmenliği yapıyor olsaydım, öğrencilerimi Paderewski konserlerinden uzak tutardım” demişti.

Ancak, tüm bunlar, büyük farklar yaratmamıştı. Paderewski hala, “dünyanın en büyük müzisyeni” unvanıyla müzik piyasasında önde gidiyordu. Dünyanın farklı bölgelerine turnelere çıktı, İsviçre’de lüks bir villa ve Kaliforniya’da ev aldı. Bunlar arasında gidip geldi, 1917’ye kadar besteciliğe devam etti. Ancak, piyano repertuvarlarında, Paderewski müziğinden çok az şey kaldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında, ülkesi Polonya için çok çalıştı, halkının sözcülüğünü yaptı, parasını ülkesi için harcadı. Savaştan sonra ülkesinin ilk başbakanı oldu. Irkçılığa yakın görüşleri de vardı; bazı gazete yazılarında, Amerika’ya göç eden “yabancı kanı”ndan bahsediyordu. Bu yabancı kanının, saf ve başarılı Anglo-Sakson ırkını bozacağını iddia ediyordu. Vasiyetinde, kırk bin rubleyi, Polonya köylerindeki küçük dükkanların açılması ve bunların, Yahudilerle ekonomik olarak savaşması ve onları elimine etmesi için bıraktığını belirtiyordu.

Yaşantısının sonlarına dek piyano çalmaya devam etti, ancak, hem yaşı, hem de Polonya başbakanı olarak geçirdiği dönemin yorgunluğu, eski başarısını yakalamasını imkansızlaştırdı. Ne ki, 20. yy.a dönülen o dönemde, başarısı çok parlaktı. Kendine ait bir tarzı ve kocaman bir yüreği vardı; piyanodan altın bir ton elde edebiliyordu, soylu ve gösterişliydi.