ANTON  RUBİNSİTEİN (1829 – 1894)
 

 
   
 
   Anton Rubinstein, Beethoven’a benziyordu, Beethoven gibi çalıyordu. Piyanoyu bir volkan gibi patlatıyor, her zaman da, çok disiplinle çalmıyordu. Yanlış notalar, kopan teller, onu pek ilgilendirmiyordu. Kalın parmaklı, çirkin elli bu Rus, Liszt’ten sonra gelen en büyük piyanist olarak kabul görmüştü. Beethoven’a olan fiziksel benzerliği, söylentilere yol açıyordu: acaba, büyük bestecinin, gayrımeşru bir çocuğu muydu? Rusya’da doğduğu söylentisi, acaba yanıltmaya mı yönelikti? Ya da o, bir Beethoven reenkarnasyonu muydu? Ona “2. Van” diye hitap ediliyordu. Beethoven’la iyi ilişkiler içinde olan Moscheles, Rubinstein ile tanışınca, aralarındaki yakın benzerlikten çok etkilenmişti.
 Rubinstein, bu benzerlik söylentilerini körüklememiş, ancak, inkar da etmemiş-ti; yine de kendisinin, Beethoven’ın ölümünden üç yıl sonra doğduğu ortadadır.

Moskova’da Alexander Villoing’in öğrencisi olmuş, 1839 yılında, daha dokuz yaşındayken ilk konser turnesine çıkmıştı. Bu turnede hocası onu, Paris’e götürmüştü. Rubinstein şöyle anlatmaktadır:

“Villoing, annem ve bana müzik teorisi öğreten biri dışında, benim ilk ve tek öğretmenimdir... Sekiz yaşımda müzik eğitimime başladım ve on üç yaşında tamamladım. Villoing dışında – tekrar ediyorum – başka hocam olmadı”.

 Rubinstein, hiçbir zaman ünlü bir öğretmene sahip olamadı. Belki de, böyle birine hiç ihtiyaç duymadı. Öğrencilerinden Josef Hofmann, onun için şöyle diyordu:

“O, doğuştan gelen bir dehaydı. Yaptığı her şeyi içgüdüsel olarak yapıyordu, ki bunlar, kurallarla, ya da eğitimle verilebileceklerden çok ileride olan şeylerdi”.

Konser programları da, kendisi gibi, devasaydı. Rubinstein, anıtsal bir repertuvara sahip, çelikten yapılmış bir piyanistti; belleği de, ellili yaşlarına kadar, bir saat gibi iyi işlemişti.

Kariyerinin son yıllarında bile, konser programları, oldukça uzun ve yüklüydü. Vermiş olduğu ve piyano tarihinin dönemlerini sergileyen yedi konserlik resital serisi, tarihsel önemdedir. Örneklemek için, ikinci resitaldeki programa bakalım: Beethoven Ayışığı Sonatı, re minör sonat, Waldstein Sonatı, Appassionata Sonatı, Mi minör sonat, La majör op.101 sonat, mi majör op. 109 sonat ve do minör op. 111 sonat. Dördüncü resital tamamen Schumann’a adanmıştı ki, burada, Rubinstein, do majör fantezi, Kreisleriana, Etudes symphoniques, fa diyez minör sonat, kısa parçalardan oluşan bir grup ve Carnaval eserlerini seslendirmişti. Bu programa, her konserin sonunda çaldığı bis parçaları dahil değildi.

Rubinstein, gençliğinde hiç yorulmuyordu; dinleyicilerinden aldığı pozitif enerji, onu, adrenalin salgısının doruklarında bir süpermene dönüştürüyordu. Arthur Friedheim, bir Rubinstein konserini şöyle tanımlamıştı:

“İlk bis parçası olarak, Chopin si bemol minör sonatı, ikinci bis parçası olarak da, Schumann’ın (aslında Mendelssohn olacak, y.n.) Characterstücke’sinin yedi parçasını çalmıştı. Dinleyiciler, Yaşlı Aslan’ın bu cömertliği karşısında çok mutlu olmuşlardı”.

Ancak, yaşı ilerledikçe ve konser programları ağırlaştıkça, tüm bu yüksek performansın bedelini de ödemişti. Paris’te, büyük konserlerden birinde, yorgunluktan bitkin düşerek, piyanonun üstüne yığılmıştı.

Yazdığı çok sayıda eser, müzik sahnesinden kısa sürede silindi; Fa Majör Melodi ve Kammenoy Ostrav (Taş Ada) nadiren çalınmaktadır. Tüm bu ününe karşın, Rubinstein, büyük bir besteci olma özlemi çekmiş-ti. Yüz yirmi bir opus numarasını kapsayan geniş eser yelpazesinin elli kadarı, iki yüzden fazla piyano eserini içermekteydi.