 |
|
Anton Rubinstein, Beethoven’a benziyordu, Beethoven gibi
çalıyordu. Piyanoyu bir volkan gibi patlatıyor, her zaman da,
çok disiplinle çalmıyordu. Yanlış notalar, kopan teller, onu pek
ilgilendirmiyordu. Kalın parmaklı, çirkin elli bu Rus, Liszt’ten
sonra gelen en büyük piyanist olarak kabul görmüştü. Beethoven’a
olan fiziksel benzerliği, söylentilere yol açıyordu: acaba,
büyük bestecinin, gayrımeşru bir çocuğu muydu? Rusya’da doğduğu
söylentisi, acaba yanıltmaya mı yönelikti? Ya da o, bir
Beethoven reenkarnasyonu muydu? Ona “2. Van” diye hitap
ediliyordu. Beethoven’la iyi ilişkiler içinde olan Moscheles,
Rubinstein ile tanışınca, aralarındaki yakın benzerlikten çok
etkilenmişti.
Rubinstein, bu benzerlik söylentilerini körüklememiş, ancak,
inkar da etmemiş-ti; yine de kendisinin, Beethoven’ın ölümünden
üç yıl sonra doğduğu ortadadır.
Moskova’da Alexander Villoing’in öğrencisi olmuş, 1839 yılında,
daha dokuz yaşındayken ilk konser turnesine çıkmıştı. Bu turnede
hocası onu, Paris’e götürmüştü. Rubinstein şöyle anlatmaktadır:
“Villoing, annem ve bana müzik teorisi öğreten biri dışında, benim
ilk ve tek öğretmenimdir... Sekiz yaşımda müzik eğitimime
başladım ve on üç yaşında tamamladım. Villoing dışında – tekrar
ediyorum – başka hocam olmadı”. |
Rubinstein, hiçbir zaman ünlü bir öğretmene sahip olamadı. Belki de,
böyle birine hiç ihtiyaç duymadı. Öğrencilerinden Josef Hofmann, onun
için şöyle diyordu:
“O, doğuştan gelen bir dehaydı. Yaptığı her şeyi içgüdüsel olarak
yapıyordu, ki bunlar, kurallarla, ya da eğitimle verilebileceklerden çok
ileride olan şeylerdi”.
Konser programları da, kendisi gibi, devasaydı. Rubinstein, anıtsal
bir repertuvara sahip, çelikten yapılmış bir piyanistti; belleği de,
ellili yaşlarına kadar, bir saat gibi iyi işlemişti.
Kariyerinin son yıllarında bile, konser programları, oldukça uzun
ve yüklüydü. Vermiş olduğu ve piyano tarihinin dönemlerini sergileyen
yedi konserlik resital serisi, tarihsel önemdedir. Örneklemek için,
ikinci resitaldeki programa bakalım: Beethoven Ayışığı Sonatı, re minör
sonat, Waldstein Sonatı, Appassionata Sonatı, Mi minör sonat, La majör
op.101 sonat, mi majör op. 109 sonat ve do minör op. 111 sonat. Dördüncü
resital tamamen Schumann’a adanmıştı ki, burada, Rubinstein, do majör
fantezi, Kreisleriana, Etudes symphoniques, fa diyez minör sonat, kısa
parçalardan oluşan bir grup ve Carnaval eserlerini seslendirmişti. Bu
programa, her konserin sonunda çaldığı bis parçaları dahil değildi.
Rubinstein, gençliğinde hiç yorulmuyordu; dinleyicilerinden aldığı
pozitif enerji, onu, adrenalin salgısının doruklarında bir süpermene
dönüştürüyordu. Arthur Friedheim, bir Rubinstein konserini şöyle
tanımlamıştı:
“İlk bis parçası olarak, Chopin si bemol minör sonatı, ikinci bis parçası
olarak da, Schumann’ın (aslında Mendelssohn olacak, y.n.)
Characterstücke’sinin yedi parçasını çalmıştı. Dinleyiciler, Yaşlı
Aslan’ın bu cömertliği karşısında çok mutlu olmuşlardı”.
Ancak, yaşı ilerledikçe ve konser programları ağırlaştıkça, tüm bu
yüksek performansın bedelini de ödemişti. Paris’te, büyük konserlerden
birinde, yorgunluktan bitkin düşerek, piyanonun üstüne yığılmıştı.
Yazdığı çok sayıda eser, müzik sahnesinden kısa sürede silindi; Fa
Majör Melodi ve Kammenoy Ostrav (Taş Ada) nadiren çalınmaktadır. Tüm bu
ününe karşın, Rubinstein, büyük bir besteci olma özlemi çekmiş-ti. Yüz
yirmi bir opus numarasını kapsayan geniş eser yelpazesinin elli kadarı,
iki yüzden fazla piyano eserini içermekteydi.
|
|