 |
|
19. yy.ın en önemli “klasik” piyanisti, kızlık adı Clara Wieck
olan, Clara Schumann’dı.
Clara, dahi çocuk olarak doğmuş, büyük bir piyanist olmuş, büyük
bir besteciyle evlenmişti. Gençlik yılları çok da mutlu
geçmemişti. Büyümüş de küçülmüş denilebilecek bir çocuk değildi;
hatta, bunun tam tersiydi. Dört yaşına kadar konuşmaya başlaya-mamış,
konuşulanları da anlayamamıştı. Beş yaşındayken annesiyle babası
ayrıldılar ve on dört yaşındayken babası yeniden evlendi. Baba
Friedrich Wieck, eski ekolden gelme bir piyanistti ve kızı beş
yaşında müzik yeteneği gösterince, onu, oldukça titiz bir
biçimde ve disiplinle yetiştirdi. Wieck, baskın ve kibirli bir
kişiliğe sahipti. Clara’nın yaşantısını, her detayıyla
ilgilenerek, sadece, tek bir tarafa yöneltti. Onun söyledikleri
yapılmadığı zaman, kızına öfkesini gösteriyor, bu da, hassas
çocuğu incitiyordu.
Wieck’in öğrencisi olmak için evlerine gelen Robert Schumann,
Clara’ya kardeşçe bir ilgi duymuş ve bu çocuğun müzikal
gelişimini etkilemişti. Kariyerinin başlangıcında Clara’nın
repertuvarı, babasının yönlendirmesiyle, Herz, Kalkbrenner,
Hünten ve Hummel’e dayanıyordu. Daha on iki yaşında bile
olmadığından, asıl büyük oyuna hazır değildi. 1833’te işler
değişmeye başladı; Clara’nın kendi içsel kalitesinin yanı sıra,
Schumann’ın da etkisi hissedilmeye başlanmıştı: konserlerinde,
Bach ve Schumann’a yer verdi; Almanya’ya, Chopin müziğini
tanıtmaya başladı. |
Clara, müzik alanındaki rolünden çok emindi ve bunu, çok ciddiyetle
yerine getirdi. Kendini, daha önceden gelen bir geleneğin savunucusu
olarak gördü; Liszt adının ve temsil ettiği düşüncenin geçtiği her
yerden uzaklaştı. Gençliğinde, o da, herkes gibi, Liszt’ten
etkilenmişti, ancak, olgunlaştıkça bu fikrini yeniden gözden geçirdi.
Liszt’in öğrencileri de Clara’dan hoşlanmamışlardı.
Konser formatlarının gelişmesinde de katkısı vardı. 1835’te Clara,
sahneyi başka sanatçılarla nadiren paylaşıyor ve daima en iyi müzikleri
çalıyordu. Mendelssohn da benzer bir yoldaydı; 9 Kasım ve 1 Aralık
1832’de, Berlin’de, Beethoven Waldstein ve op. 27 no. 1 mi bemol majör
sonat’ları çalmıştı ki, bunlar, eserlerin halk önünde ilk
çalınışlarıydı. 1837’de Clara, gene Berlin’de Appassionata sonatını ilk
kez seslendirdi; alışılmadık bir şey de yaparak, eserin tümünü ezberden
çalmıştı. Leschetizky, onun, bu şekilde çalan ilk piyanist olduğunu
söylemişti. Bu nedenle Clara, “tahammül edilemez” birisi olarak
adlandırılıp eleştiriliyordu. 1840’lara kadar, bir bestecinin eseri
notasız çalınırsa, bu, besteciye yapılmış bir saygısızlık olarak
görünüyordu.
 |
|
Baba Wieck’in şiddetli itirazlarına karşın, Clara ve Robert
Schumann, 12 Eylül 1840’da evlendiler. Wieck’in parasız, garip
bir besteciyle giden kızı için endişelenmesi anlaşılabilir,
ancak, endişesi, bu evliliğe karşı savaş açmaya kadar gitmiş,
Robert’in bir ayyaş olduğunu söyleyerek mahkemeye itiraz
etmişti. Bu tarihten sonra baba Wieck, Clara’nın hayatından
süratle çıkmış, bu boşluğu Robert Schumann ve ondan olan
çocukları doldurmuştu. Marie, Elise, Julie, Emil (on dört
aylıkken ölmüştü), Ludwig (zihinsel özürlüydü), Eugenie,
Ferdinand ve Felix adlı çocukları olmuştu. Doğal olarak verdiği
konserlerin sayısı da düşmüştü. Artık ailesini çekip çevirmeye,
kocasının beste yapışını dinlemeye ve bol bol düşünmeye vakit
buluyordu:
“Halkın önünde daha az çaldıkça, mekanik virtüoziteyi daha da
aşağı görüyorum. Henselt’in etüdleri, Thalberg ve Liszt’in
fantezileri, bana, gittikçe daha az çekici geliyorlar”
Clara’nın Avrupa’yı fethetmesi uzun sürmedi. İyi müziği
savunanların öncülerindendi ve 1860 yılına gelindiğinde,
Schumann’ın ölümünden dört yıl sonra, artık bu fikirler iyice
yerleşmişti. Clara’nın, kendine özgü düşünceleri vardı. Yaptığı
önemli aktivitelerden birisi, Brahms’ın müziğini tanıtmaktı.
Liszt-Wagner kombinasyonun sunduğu “Geleceğin Müziği” konseptine
karşılık, çok sevdiği Brahms’ı yanına aldı. Clara Schumann ile
Johannes Brahms arasında çok yakın bir ilişki doğdu.
Clara, daima, bestecinin eserini yazdığı andaki düşüncelerini ve
hislerini anlamaya çalışmıştı. Müzikal algılayışı çok genişti.
Amy Fay, ona, “sağlıklı bir sanatçı” demiş, George Bernard Shaw
da, onu ilk dinlediği anda, ne kadar “soylu biçimde güzel ve
şairane” bir müzisyen olduğunu belirtmişti
|
|
|