CLARA SCHUMANN (1819 – 1896)
 

 
   
 
  19. yy.ın en önemli “klasik” piyanisti, kızlık adı Clara Wieck olan, Clara Schumann’dı.

 Clara, dahi çocuk olarak doğmuş, büyük bir piyanist olmuş, büyük bir besteciyle evlenmişti. Gençlik yılları çok da mutlu geçmemişti. Büyümüş de küçülmüş denilebilecek bir çocuk değildi; hatta, bunun tam tersiydi. Dört yaşına kadar konuşmaya başlaya-mamış, konuşulanları da anlayamamıştı. Beş yaşındayken annesiyle babası ayrıldılar ve on dört yaşındayken babası yeniden evlendi. Baba Friedrich Wieck, eski ekolden gelme bir piyanistti ve kızı beş yaşında müzik yeteneği gösterince, onu, oldukça titiz bir biçimde ve disiplinle yetiştirdi. Wieck, baskın ve kibirli bir kişiliğe sahipti. Clara’nın yaşantısını, her detayıyla ilgilenerek, sadece, tek bir tarafa yöneltti. Onun söyledikleri yapılmadığı zaman, kızına öfkesini gösteriyor, bu da, hassas çocuğu incitiyordu.

Wieck’in öğrencisi olmak için evlerine gelen Robert Schumann, Clara’ya kardeşçe bir ilgi duymuş ve bu çocuğun müzikal gelişimini etkilemişti. Kariyerinin başlangıcında Clara’nın repertuvarı, babasının yönlendirmesiyle, Herz, Kalkbrenner, Hünten ve Hummel’e dayanıyordu. Daha on iki yaşında bile olmadığından, asıl büyük oyuna hazır değildi. 1833’te işler değişmeye başladı; Clara’nın kendi içsel kalitesinin yanı sıra, Schumann’ın da etkisi hissedilmeye başlanmıştı: konserlerinde, Bach ve Schumann’a yer verdi; Almanya’ya, Chopin müziğini tanıtmaya başladı.

 Clara, müzik alanındaki rolünden çok emindi ve bunu, çok ciddiyetle yerine getirdi. Kendini, daha önceden gelen bir geleneğin savunucusu olarak gördü; Liszt adının ve temsil ettiği düşüncenin geçtiği her yerden uzaklaştı. Gençliğinde, o da, herkes gibi, Liszt’ten etkilenmişti, ancak, olgunlaştıkça bu fikrini yeniden gözden geçirdi. Liszt’in öğrencileri de Clara’dan hoşlanmamışlardı.

 Konser formatlarının gelişmesinde de katkısı vardı. 1835’te Clara, sahneyi başka sanatçılarla nadiren paylaşıyor ve daima en iyi müzikleri çalıyordu. Mendelssohn da benzer bir yoldaydı; 9 Kasım ve 1 Aralık 1832’de, Berlin’de, Beethoven Waldstein ve op. 27 no. 1 mi bemol majör sonat’ları çalmıştı ki, bunlar, eserlerin halk önünde ilk çalınışlarıydı. 1837’de Clara, gene Berlin’de Appassionata sonatını ilk kez seslendirdi; alışılmadık bir şey de yaparak, eserin tümünü ezberden çalmıştı. Leschetizky, onun, bu şekilde çalan ilk piyanist olduğunu söylemişti. Bu nedenle Clara, “tahammül edilemez” birisi olarak adlandırılıp eleştiriliyordu. 1840’lara kadar, bir bestecinin eseri notasız çalınırsa, bu, besteciye yapılmış bir saygısızlık olarak görünüyordu.

  

  Baba Wieck’in şiddetli itirazlarına karşın, Clara ve Robert Schumann, 12 Eylül 1840’da evlendiler. Wieck’in parasız, garip bir besteciyle giden kızı için endişelenmesi anlaşılabilir, ancak, endişesi, bu evliliğe karşı savaş açmaya kadar gitmiş, Robert’in bir ayyaş olduğunu söyleyerek mahkemeye itiraz etmişti. Bu tarihten sonra baba Wieck, Clara’nın hayatından süratle çıkmış, bu boşluğu Robert Schumann ve ondan olan çocukları doldurmuştu. Marie, Elise, Julie, Emil (on dört aylıkken ölmüştü), Ludwig (zihinsel özürlüydü), Eugenie, Ferdinand ve Felix adlı çocukları olmuştu. Doğal olarak verdiği konserlerin sayısı da düşmüştü. Artık ailesini çekip çevirmeye, kocasının beste yapışını dinlemeye ve bol bol düşünmeye vakit buluyordu:

 “Halkın önünde daha az çaldıkça, mekanik virtüoziteyi daha da aşağı görüyorum. Henselt’in etüdleri, Thalberg ve Liszt’in fantezileri, bana, gittikçe daha az çekici geliyorlar”

 Clara’nın Avrupa’yı fethetmesi uzun sürmedi. İyi müziği savunanların öncülerindendi ve 1860 yılına gelindiğinde, Schumann’ın ölümünden dört yıl sonra, artık bu fikirler iyice yerleşmişti. Clara’nın, kendine özgü düşünceleri vardı. Yaptığı önemli aktivitelerden birisi, Brahms’ın müziğini tanıtmaktı. Liszt-Wagner kombinasyonun sunduğu “Geleceğin Müziği” konseptine karşılık, çok sevdiği Brahms’ı yanına aldı. Clara Schumann ile Johannes Brahms arasında çok yakın bir ilişki doğdu.

 Clara, daima, bestecinin eserini yazdığı andaki düşüncelerini ve hislerini anlamaya çalışmıştı. Müzikal algılayışı çok genişti. Amy Fay, ona, “sağlıklı bir sanatçı” demiş, George Bernard Shaw da, onu ilk dinlediği anda, ne kadar “soylu biçimde güzel ve şairane” bir müzisyen olduğunu belirtmişti