Muzio Clementi (1752-1832)

 
   

    23 Ocak 1752’de Roma’da doğmuş ve döneminin en ilginç ve renkli müzikal kişiliklerinden birisi haline gelmiştir. Zengin Beckford ailesinin bir ferdi olan İngiliz Peter Beckford, Clementi’yi babasından “satın almış” ve onu, on dört yaşındayken İngiltere’ye getirmişti. Beckford, çok iyi bir koleksiyoncuydu ve bu çocuktaki yeteneği görerek, onu da koleksiyonuna katmıştı. Clementi, yıllarca, onun Wiltshire’daki konutuna kapanarak çalıştı.

   1773 yılında Beckford malikanesinden özgür kalıp Londra’ya taşınan ve içinde büyük heyecan yatan bu genç, artık çok dolu ve iyi yetişmiş bir müzisyendi. O dönem konserlerini klavsenle veriyordu. Bundan kısa bir süre sonra, kalıcı olarak pianoforteye geçecekti. Bazı konser turneleri ve ilerideki piyano satış işleri dışında, hayatını İngiltere’de geçirecekti. Güç, parlaklık ve canlılık bakımından, Beethoven sahneye çıkıncaya kadar, tüm rakiplerini geride bırakmıştı. Mozart’ın çalışı, özellikle, bu işin profesyonelleri arasında büyük hayranlık uyandırsa da, Clementi, halk kitlelerini, Mozart’ın hiç etkilemediği ölçülerde etkilemişti. Clementi, günümüzde, modern piyano ekolünün ve çalma tekniğinin babası olarak bilinir.

     Bir anlamda Clementi’nin müziği, bu yeni çalgıyı tam anlamıyla ifade edebilen ilk müzikti. Haydn’ın klavye eserlerinin çoğu, aslında klavsen, ya da klavikorda uygun olarak yazılmıştı. Mozart’ın piyano konçertoları, Clementi’nin eserlerine göre, müzikal içerik olarak, çok üstün olsalar da, çalgının özelliklerine daha az uygun biçimde yazılmışlardı. Clementi’nin 1773’te yazmaya başladığı piyano sonatları serisindeki anlayış, son derecede moderndi. Bu müzik, armonik olarak, Beethoven’ı müjdeleyen öğelerle doluydu; Beethoven’ın, Clementi’nin müziğine saygı duyması ve onu beğenmesi boşuna değildi. Beethoven’ın ilk biyografı olan Anton Schindler’e göre Beethoven, Clementi’yi, en üst derecede bir müzisyen olarak değerlendirmekteydi. Onun eserlerini, gerek çalışmada, gerek de performansta “mükemmel” eserler olarak görmekteydi. Beethoven’ın kendi sözcükleriyle:

    “Clementi’yi gerçek anlamda çalışanlar, kendilerini Mozart ve Haydn’a hazırlayabilirler; ancak, bunun tam tersinin doğru olduğu söylenemez.”
 

   Clementi, çok yaratıcı bir besteciydi: yirmiden fazla senfonisi, altmış dördü piyano için olmak üzere, yüz sonatı ve değişik formlarda eserleri vardı. Clementi, önemli bir öğretmen olarak da biliniyordu: 1800’lerin başlarının üç önemli piyano büyüğü, Cramer, Kalkbrenner ve Field onun öğrencileriydiler. Önemli piyanistler olan Moscheles, Meyerbeer, Klengel ve Mayer de, ondan, belirli dönemlerde, ders almışlardı.

 

 



   1832’de ölümünden önce, besteleme tarzı, çekiciliğini çoktan kaybetmişti bile. Müzikal anlayışlarını 18. yy.ın ortalarında, o dönemin kalıplarına uygun olarak oluşturmuştu; hatta, gençliğinde, daha öncelere dayanan katı polifonik geleneklere bağlı kalmıştı. 1820’lerde sahip olduğu en iyi fikirleri bile, her ne kadar çok zekice ve inandırıcı olsalar da, genç kuşak tarafından sıkıcı, ciddi, kuru ve eski moda bulunmuştu. Yeni akım, pervasızca, çekinmeden, duyguların ve düşgücünün ortaya konmasını gerektiriyordu; Clementi’nin sıkı konturpuan yazımı, ya da sert ve mantıklı cümleleri ise, buna izin vermiyordu. Piyanistin gerek duyduğu tüm konuları içeren Gradus ad Parnassum, daha farklı bir yazgıya kurban gidecekti. Unutulmayacak, ancak, yanlış yorumlanacaktı. Bu eser, kanonlar, sonat bölümleri, rondolar, fügler, adagiolar gibi her formdan yüz eserden oluşmakta ve piyano ilminin tüm konularını içermekteydi. Ancak, buna sempatiyle yaklaşmayan yayıncılar, en ilginç, aynı zamanda, onlara göre en ağır fügleri, kanonları ve ağır bölümleri çıkartarak Gradus ad Parnassum adıyla, sadece 30 eseri 30 Etüd olarak yayınladılar