|
23 Ocak 1752’de Roma’da doğmuş ve döneminin en ilginç ve renkli müzikal
kişiliklerinden birisi haline gelmiştir. Zengin Beckford ailesinin bir
ferdi olan İngiliz Peter Beckford, Clementi’yi babasından “satın almış”
ve onu, on dört yaşındayken İngiltere’ye getirmişti. Beckford, çok iyi
bir koleksiyoncuydu ve bu çocuktaki yeteneği görerek, onu da
koleksiyonuna katmıştı. Clementi, yıllarca, onun Wiltshire’daki konutuna
kapanarak çalıştı.
1773 yılında Beckford malikanesinden özgür kalıp Londra’ya taşınan
ve içinde büyük heyecan yatan bu genç, artık çok dolu ve iyi yetişmiş
bir müzisyendi. O dönem konserlerini klavsenle veriyordu. Bundan kısa
bir süre sonra, kalıcı olarak pianoforteye geçecekti. Bazı konser
turneleri ve ilerideki piyano satış işleri dışında, hayatını
İngiltere’de geçirecekti. Güç, parlaklık ve canlılık bakımından,
Beethoven sahneye çıkıncaya kadar, tüm rakiplerini geride bırakmıştı.
Mozart’ın çalışı, özellikle, bu işin profesyonelleri arasında büyük
hayranlık uyandırsa da, Clementi, halk kitlelerini, Mozart’ın hiç
etkilemediği ölçülerde etkilemişti. Clementi, günümüzde, modern piyano
ekolünün ve çalma tekniğinin babası olarak bilinir.
 |
|
Bir anlamda Clementi’nin müziği, bu yeni çalgıyı tam anlamıyla
ifade edebilen ilk müzikti. Haydn’ın klavye eserlerinin çoğu,
aslında klavsen, ya da klavikorda uygun olarak yazılmıştı.
Mozart’ın piyano konçertoları, Clementi’nin eserlerine göre,
müzikal içerik olarak, çok üstün olsalar da, çalgının
özelliklerine daha az uygun biçimde yazılmışlardı. Clementi’nin
1773’te yazmaya başladığı piyano sonatları serisindeki anlayış,
son derecede moderndi. Bu müzik, armonik olarak, Beethoven’ı
müjdeleyen öğelerle doluydu; Beethoven’ın, Clementi’nin müziğine
saygı duyması ve onu beğenmesi boşuna değildi. Beethoven’ın ilk
biyografı olan Anton Schindler’e göre Beethoven, Clementi’yi, en
üst derecede bir müzisyen olarak değerlendirmekteydi. Onun
eserlerini, gerek çalışmada, gerek de performansta “mükemmel”
eserler olarak görmekteydi. Beethoven’ın kendi sözcükleriyle:
“Clementi’yi gerçek anlamda çalışanlar, kendilerini Mozart ve
Haydn’a hazırlayabilirler; ancak, bunun tam tersinin doğru
olduğu söylenemez.”
Clementi, çok yaratıcı bir besteciydi: yirmiden fazla senfonisi,
altmış dördü piyano için olmak üzere, yüz sonatı ve değişik
formlarda eserleri vardı. Clementi, önemli bir öğretmen olarak
da biliniyordu: 1800’lerin başlarının üç önemli piyano büyüğü,
Cramer, Kalkbrenner ve Field onun öğrencileriydiler. Önemli
piyanistler olan Moscheles, Meyerbeer, Klengel ve Mayer de,
ondan, belirli dönemlerde, ders almışlardı.
|
1832’de ölümünden önce, besteleme tarzı, çekiciliğini çoktan
kaybetmişti bile. Müzikal anlayışlarını 18. yy.ın ortalarında, o dönemin
kalıplarına uygun olarak oluşturmuştu; hatta, gençliğinde, daha öncelere
dayanan katı polifonik geleneklere bağlı kalmıştı. 1820’lerde sahip
olduğu en iyi fikirleri bile, her ne kadar çok zekice ve inandırıcı
olsalar da, genç kuşak tarafından sıkıcı, ciddi, kuru ve eski moda
bulunmuştu. Yeni akım, pervasızca, çekinmeden, duyguların ve düşgücünün
ortaya konmasını gerektiriyordu; Clementi’nin sıkı konturpuan yazımı, ya
da sert ve mantıklı cümleleri ise, buna izin vermiyordu. Piyanistin
gerek duyduğu tüm konuları içeren Gradus ad Parnassum, daha farklı bir
yazgıya kurban gidecekti. Unutulmayacak, ancak, yanlış yorumlanacaktı.
Bu eser, kanonlar, sonat bölümleri, rondolar, fügler, adagiolar gibi her
formdan yüz eserden oluşmakta ve piyano ilminin tüm konularını
içermekteydi. Ancak, buna sempatiyle yaklaşmayan yayıncılar, en ilginç,
aynı zamanda, onlara göre en ağır fügleri, kanonları ve ağır bölümleri
çıkartarak Gradus ad Parnassum adıyla, sadece 30 eseri 30 Etüd olarak
yayınladılar
|
|