 |
|
Haydn, kendi
yeteneklerini, ölümünden önce değerlendirebilme fırsatı bulmuş
şanslı bestecilerdendir. Yaratıcı yıllarının çoğu, Esterhazy
ailesinin himayesinde geçmişti; buradaki esas görevi, soylu
aileye müzik sağlamaktı. Haydn, genel olarak, kendi kendini
eğitmiş, çok başarılı olmuş ve müziğini tüm Avrupa’da
dinletebilmiştir.
Aslında, kendisi bir piyanist olmayan Haydn’ın, elliden fazla
piyano sonatı ve pek çok küçük piyano parçası yazmış olması ilgi
çekicidir. Bir süre sonra klavyeye olan ilgisini kaybetmesi ve
yaylılar dörtlüsü ile senfonilere ilgi göstermesi normal
karşılanmalıdır. Yaşamının son yirmi yılında, sadece, üç piyano
sonatı yazmıştı.
Haydn’ın önünde iki farklı sonat formu modeli vardı. Bunlardan
birisi kuzey kökenli, C.P.E. ve W.F. Bach’ın geliştirdikleri
modeldi ve üç bölümlüydü (hızlı-yavaş-hızlı), ki buna daha önce
değindik. İkinci sonat formu modelinde ise, Viyana örneği vardı.
Bu tip sonatlarda da, genelde, üç bölüm olmasına karşın, menuet,
diğer sonat bölümleri kadar önemliydi ve genel olarak, aynı
tonalite korunmaktaydı. Bu tarzın önemli örneklerini Christoph
Wagenseil, Divertimenti’lerinde vermişti. Haydn’ın erken
sonatlarının bazıları da, Wagenseil’in modellerini takip
ettikleri için, divertimento olarak değerlendirilmektedir.
|
Haydn’ın önünde iki farklı sonat formu modeli vardı. Bunlardan birisi
kuzey kökenli, C.P.E. ve W.F. Bach’ın geliştirdikleri modeldi ve üç
bölümlüydü (hızlı-yavaş-hızlı), ki buna daha önce değindik. İkinci sonat
formu modelinde ise, Viyana örneği vardı. Bu tip sonatlarda da, genelde,
üç bölüm olmasına karşın, menuet, diğer sonat bölümleri kadar önemliydi
ve genel olarak, aynı tonalite korunmaktaydı. Bu tarzın önemli
örneklerini Christoph Wagenseil, Divertimenti’lerinde vermişti. Haydn’ın
erken sonatlarının bazıları da, Wagenseil’in modellerini takip ettikleri
için, divertimento olarak değerlendirilmektedir.
Haydn, geçmişte ve günümüzde, bazı yanlış anlamalara kurban edilmiştir.
Bunlardan ilki, onun, Mozart, ya da Beethoven gibi bir konser piyanisti
olmamasından dolayı, bu çalgı için yeterince iyi yazamayaca-ğının
düşünülmesidir. Pianofortenin henüz moda olmadığı bir dönemde, klavsen
çalma ekolüyle yetişmiş olduğu fikrinde doğruluk payı vardır. Erken
dönem sonatlarının klavsen için yazıldığı ve günümüzde bile bunların
klavsende daha iyi duyulduğu gerçektir. Ancak, sonraki yıllarında Haydn,
piyano ile, gerçekten, çok yakınlaşmış ve bu ortamda kendisini daha
rahat hissetmiştir. Ayrıca, Haydn gibi bir dehanın, konser piyanisti
olmadan da piyano için yetkin eserler yazabileceğini göz önünde
bulundurmak gerekir; burada Beethoven’ın ya da Brahms’ın mükemmel keman
konçertoları yazabildikleri gerçeği unutulmamalıdır.
Bir başka düşünce, Haydn’ın Mozart’tan yirmi dört yaş büyük olması
nedeniyle, piyano sonatlarını (sadece klavsen için yazılanları değil,
tamamını), daha erken dönem tarzıyla yazdığı ve bu nedenle bunların, geç
Barok döneme daha yakın olduklarıdır. Ancak, burada, Mozart’ın, en ünlü
sonatlarını yazdığı dönemde Haydn’ın da en ünlü sonatlarını yazdığı ve
Mozart’ın ölümünden sonra da uzunca bir süre bunları yazmaya devam
ettiği gözardı edilmektedir. Mozart’ın sonatları Klasik Dönem’e ne kadar
uyuyorlarsa, Haydn’ınkiler de o kadar uymaktadırlar.
Piyano üretimleri göz önüne alındığında şu söylenebilir: bu iki besteci
senfonik, vokal ya da oda müziğinde birbirlerini etkilemişler, fakat,
piyanoda bu kuralı biraz bozmuşlardır. Ancak, ortak olan noktaları,
sonat formunu bir bütün organizma olarak düşünmeleridir ki, burada,
Haydn’ın hocası olarak bilinen C.P.E. Bach’tan ayrılmaktadırlar.
Aralarındaki yaş farkı büyük olmamasına karşın, (Haydn doğduğunda C.P.E.
Bach, on sekiz yaşındadır), anlayış olarak aralarında kuşak farkı
vardır. Bach’ın müziği, motif, tonalite ve temponun birbirine bağladığı,
daha çok, doğaçlama yazılan bölümlerden oluşmakta, Haydn’da ise bu,
tamamen, bütünlük sağlamaya yönelik bir organizasyonu amaçlamaktadır.
Mozart ve Haydn, yapısal anlamda çok bilinçlidirler.
|
|