|
Johann Sebastian’ın ikinci oğlu olan Carl Philipp Emanuel, yaşadığı
dönemde, oldukça ünlüydü. Klavyede ve yaylı çalgılarda uzman olmasının
yanı sıra, birçok müzik formunda da başarılı besteler yapmıştı.
Piyanonun, klavsenin yerini almaya başladığı dönem olan 1742 ile 1787
arasında, pek çok klavye sonatı bestelemişti. C.P.E. Bach’ın
sonatlarında, piyano tekniğindeki değişimler rahatlıkla
gözlenebilmektedir.
Bu çok tecrübeli ve pratik klavyeci, o güne kadar bu konuda bilinen
herşeyi Versuch über die wahre Art das Clavier zu spielen kitabında
anlatmıştı. Performans pratikleri, parmak numaraları, aralıklar,
numaralı bas çalımı, eşlik ve doğaçlama gibi konulara yer vermişti.
Parmak geçişleri için, sadece çok nadir durumlarda 3-4-3-4 geçişini
kullanıp, sıklıkla başparmağa yer veren modern bir anlaşıya sahipti.
Bununla beraber, sadece, başka bir çarenin olmadığı durumlarda,
başparmağın, ya da küçük parmağın siyah tuşlara basmasına izin
veriyordu. Duruş ve oturuş konusunda oldukça katıydı. Kıvrılmış
parmaklar ve gevşek kaslar öneriyordu. 1830’dan önce yazılan piyano
metotlarında, Versuch’tan etkilenimler bulmamak hemen hemen imkansızdır.
Bu dönemde henüz çok az müzisyen yazılı notaya tam olarak bağlı
kalmaktaydı. C.P.E. Bach, bu karmaşayı önlemek için, bestecilere,
müziklerini detaylı biçimde yazmalarını öğütlemiştir. C.P.E. Bach’a göre
besteciler, tempo belirteçleri ve diğer uyarılarla birlikte, eseri daha
açık hale getirmeliydiler.
Emanuel Bach, klavye sonatının gelişiminde çok önemli bir rol
oynamıştır. Sonatlarının çoğu, hızlı-yavaş-hızlı tempolarda standart üç
bölümlüdürler. Bach, Barok Dönem ile yeni dönem arasında bir köprü
kurmak ister gibidir. Bazı sonat bölümleri, kendinden önce gelen
bestecilerin yaptığı gibi, çift kısımlıdır (A-B). Diğer bölümler,
yakında gelecek olan formu müjdelercesine, iki temanın gelişimi ve sonra
yeniden serimi üstüne kuruludur.
Emanuel Bach’ın kendi dönemindeki önemi, Empfindsamer Stil (Hassas
Stil) adı verilen ve 18. yy.ın ikinci yarısında Kuzey Almanya’da hakim
olan bir tarzın en önde giden temsilcisi olmasından da gelmektedir. Bu
tarz, gerçek ve doğal duyguların, müzik dilinde, gerek nesnel, gerek de
duygusal olarak ifade edilmesine dayanır. Karl Geringer, onun hakkında
şöyle yazıyor:
“Emanuel, döneminin opera seria’larının farklı elementlerini kendi
çalgı müziğine adapte edebilmişti; sonatları bazen, dramatik bestelerin
klavye transkripsiyonları gibi görünürler. Bir ortam için yazılmış
müziği, bir başka ortama geçirerek mükemmel sonuçlar elde edebilmeyi
babasından öğrenmişti. Dramatik vokal eserlerin, klavye müziğine
dönüştürülmesinde, o güne kadar kimse onun gibi başarılı olamamıştır.”
|
|