|
18. yy. Pianofortesi |
|||||
|
18. yy. pianofortelerinden bahsederken, gözümüzde, günümüzün konser
piyanolarını canlandırmak yanlış olur. Bu çalgılar, görüntü olarak
klavsen ve klavikordun etkisinden kurtulamamış zayıf ve çelimsiz
aletlerdi. Klavseninkinden daha sağlam olmayan metal tellere sahiptiler;
bas sesleri çıkartan teller, genelde, pirinçtendi. Tellerin gerginliği,
onu taşıyan tahtaları zorlamamak için, sınırlı tutulmak zorundaydı.
Modern piyanoların sahip olduğu metal levhalar o günlerde
bulunmamaktaydı; hatta, rezonans sağlamak için metallerin kullanımına
olumsuz yaklaşan bir önyargı hakimdi. İnce ve çok da gerdirilmemiş
tellerin üstünde, ancak, çok büyük ve ağır olmayan çekiçler
işleyebilirdi. Çekiçlerin başları oldukça küçük, hatta, bazen nokta
gibiydi. Kaplama malzemesi olarak keçe yerine Cristofori’nin ilk
çalgısında olduğu gibi, sıklıkla geyik derisi kullanılmaktaydı. Bazı
durumlarda, klavikord mızrabını andıran biçimde, çıplak tahta da
kullanılıyordu. Akustik olarak en iyi sonucu almak için çekicin tele
vuracağı kesin noktalar henüz bilimsel olarak kanıtlanamamış olmasına
karşın, şüphesiz, önceki tecrübelere dayanılarak, bazı gerçeklere
ulaşılmıştı. Zengin ve devamlı sesler elde edilemiyordu; bu nedenle
1770’lere kadar pianoforte, daha çok, bir eşlik çalgısı olarak kalmıştı.
Viyana grand piyano mekanizması – 1786 – Stein
İngiliz Grand piyano mekanizması, 1799 - Broadwood
İngiliz grand piyanolarının, sağda susturucuları (sürdinleri) denetleyen ve solda da una corda’yı gerçekleştiren iki pedalı bulunuyordu. Susturucuların kontrolü, daha önce pantaleon üreticileri tarafından da kullanılmış, Gottfried Silbermann da, benzer biçimde, bu mekanizmayı, elle kontrol edilir şekilde piyanolara uygulamıştı.
İngiliz grand piyanolarının 1770’lerdeki Viyanalı rakibi, gerçekte Viyana yerine Augsburg’da yerleşik Johann Andreas Stein idi. İngiliz piyanolarına göre kasası çok da derin olmayan çalgısı, bu görüntüsünün uyandırdığı daha zayıf imajı, aslında, hak etmiyordu. Pedallar yerine Stein, diğer Alman ve Viyanalı üreticiler gibi, dizle kullanılan ve klavye yatağının altına monte edilen mekanizmaları tercih ediyordu. 1800’den sonra onlar da pedal kullanımına geçtiler ve süratle pedal sayısını artırdılar. Bazı piyanolarda pedal sayısı yediye kadar çıkıyordu, bunlardan birisi de, Mehter müziğini taklit etmeye yarayan “Yeniçeri” pedalıydı.
1790’larda kullanılan Viyana piyanolarının telleri, akort kulakçıkları ve varsa pedal aksamları metalden, geri kalan herşey ahşaptan yapılıyordu. Alt fa’dan üst fa’ya kadar beş oktavlık bir açıklığı vardı; başka bir deyişle, 36 beyaz, 25 siyah olmak üzere toplam 61 tuşa sahipti. Mozart ve Haydn’ın hemen hemen tüm pianoforte eserleri, Beethoven’ın da 1804’te yayınlanan üçüncü piyano konçertosuna kadarkiler, bu aralık içinde yazılmışlardı. 19. yy.ın ilk yıllarında Viyanalı piyano yapımcıları, İngilizleri taklit ederek, tizlerdeki tuş sayısını arttırdılar. Pedal fikri, 1780’lerde İngiltere’den alındı. Bu şekilde piyanolar yapılmasına rağmen, 1800’lerin başında, hala, dizle çalışan sistemler kullanılıyordu.
Streicher firmasının bir elemanı, J. Andreas Stein’ın maşalı mekanizmasını daha da geliştirdi ve bu yeni mekanizma “Viyana mekanizması” adıyla standart hale getirildi. Viyana mekanizması oldukça hafif bir tuşeye sahipti ve tiz seslerde iki, ya da üç tel aynı tuşa bağlı olup ünison olarak akortlanıyordu. Günümüzün kalın bas telleri, o günün ahşap yapısının gerekli gerilimi sağlayamaması nedeniyle, henüz kullanılmıyordu. Bunun yerine, günümüzdekilere kıyasla daha ince teller vardı, ses kaliteleri iyi olmakla beraber volüm olarak düşük kalmaktaydılar.
Uzun dönemde piyano üreticileri, gerek pedalların kullanımı, gerek de mekanizma yapısı bakımından, İngiliz tasarımlarını kabullendiler. Bununla beraber, Viyana piyanoları, Haydn, Mozart, Beethoven, Schubert ve Schumann gibi bestecilerin piyano müziklerinin şekillenmesinde büyük rol oynadılar. Piyano tarihini incelemenin en ilginç yanlarından birisi, bu edebiyatın en ünlü eserlerinin üstünde yazıldığı piyano tipinin, zaman içinde geçerliliğini yitirmiş olmasıdır.
1790’larda, İngiliz ve Alman grand piyanoları, boyut ve kapasite olarak gittikçe genişlemeye başladılar ki, bunda, Londra konser salonlarının parlak ismi Jan Ladislav Dussek’in yaptığı uyarıların da etkisi vardır. Beş buçuk oktavlık aralık, aynı on yıl içerisinde, Broadwood tarafından özel sipariş olarak altı oktava çıkartılmış ve bu yapı, ancak 1810’larda standart hale getirilmiştir (do-do aralığı; 6 oktav). Avusturya ve Almanya’da, altı oktavlık yapı, orta do’nun iki oktav ve bir beşli aralık altındaki fa notasından başlayarak şekillenmişti ki, Beethoven’ın geç dönem eserleri ile Schubert’in eserlerinin çoğunluğu, bu aralıkta yazılmıştı.
|
|||||
|
|
|||||