|
Santur, Asya’dan çıkmış, kökleri çok eskilere dayanan bir çalgıdır. Her
iki kenarında köprülerin bulunduğu ahşap bir ses tahtası, ana yapısını
oluşturur. Köprülerin arasına gerilen farklı uzunluk ve kalınlıktaki
teller, kendi aralarında bir dizi oluştururlar. Müzisyen, elinde tuttuğu
çubuklarla tellere vurarak ses elde eder. Müzikal olmayan seslerin
çıkmasını engellemek için, çubukların uçları yumuşatılmıştır. Santur,
günümüzde, orta ve doğu Avrupa’da simbalom adıyla hala kullanılmaktadır.
18. yy. sosyal düşüncesi içerisinde santur, düşük sınıflara ait bir
çalgı olarak görülüyordu. Müzikal kapasitesi üstünde derin olarak
düşünülmemişti; hatta, çalgı için yazılmış kaynak dahi yoktu. Kukla
tiyatrolarında, ya da köy evlerinde kendine yer bulabilmişti. Diyatonik
dizinin özelliklerini büyük ölçüde yerine getirebiliyor, kromatik dizide
ise varlık gösteremiyordu. Almanlar, o dönemde bu çalgıya, sucukların
doğrandığı tahtalardan esinlenerek hackbrett diyorlardı.
18. yy.ın ikinci yarısında, güçlü bir kemancı ve dans ustası olan
Pantaleon Hebenstreit, santur çalgısına getirdiği yeniliklerle adından
söz ettirecek, bu çalgının verdiği fikirler, pianoforteye uygulanacaktı.
Pantaleon, dinamik farklılıklar yaratarak, tellere çekiçlerle vurma
fikrinin sağlamlaşmasına büyük katkıda bulunmuştu.
|
|