|
Daha yüksek ses ihtiyacı, spinetlerin, kanat şekilli daha geniş yapılara
evrimleşmeleri sonucunu doğurdu. Birbirine benzeyen virjinal ve spinet,
gelişerek, İngilizce’de harpsichord, Fransızca’da clavecin, Almanca ve
İtalyanca’da cembalo ya da clavicembalo diye adlandırılan çalgıya
dönüşmüştür.
Klavsenin sahip olduğu geniş ses tahtası, tellerin daha uzun olmalarına
olanak tanımıştı. Bu şekilde elde edilen yüksek volümün yanı sıra, çalgı
üreticilerinin üstünde denemeler yapabilecekleri bir ortama da ka-vuşulmuştu.
Uzun teller, volümü arttırıyorlardı, ancak, sesin daha metalik çıkmasına
da yol açıyorlardı; bu da, ilk dönemlerde, biraz kulak tırmalıyordu.
Orkestrayla çalınırken gözardı edilse de bu metalik ses rengi, solo
çalarken dinleyenleri tatmin etmekten uzaktı. Bu sorunu çözmek için
üreticiler, farklı düzeneklerin kullanıldığı çalgılar ürettiler;
bunlara, elle komuta edilen düğmeler (stoplar) ve sayıları yirmi beşi
bulan pedallar taktılar.
15. yy.da klavsen, deneysel gelişimini tamamlamış ve genel kullanıma
sunulmuştu. 1440 yılında Burgundian Sarayı astronomu Henri Arnault de
Zwolte, geniş bir clavicymbalum (klavsen) diyagramı çizmişti. Arnault,
şekli açıklarken, telleri, kuş tüyünden yapılan mızrapların çektiğini
yazmıştı. 1500’lü yıllarda ikinci tel seti ve 1579’da da, bir üst
oktavdan tınlayan üçüncü tel seti eklenmişti. 17. yy.da, dönemin en
gözde çalgısı olan lavta ile rekabet edebilecek durumdaydı. Takip eden
yıllarda, Avrupa’nın en popüler çalgısı oldu ve besteleme tekniklerini
derinden etkiledi. Fransa’da Chambonniéres ve Louis Couperin gibi bu
çalgıya odaklanmış besteciler, kendilerini takip eden Jean-Philippe
Rameau ve François Couperin ile birlikte, ünlü Fransız Klavsen Okulu’nu
oluşturdular. Çalgı, Almanya’da Bach ailesini ve İspanya’da da, İtalyan
besteci Scarlatti’yi derinden etkiledi.
Klavsenin gelişmesi ve popülerlik kazanmasında önemli kilometre
taşlarından birisi, Antwerp’li Ruckers ailesiydi. Ailenin ilk usta
klavsen üreticisi olan Hans Ruckers, 1579 yılında üretime başladı ve
firma, yaklaşık yüz yıl varlığını sürdürdü. Ruckers ailesi, o güne kadar
nadiren kullanılan mekanik ses değiştirici düzenekleri ve elle
kullanılan stopları, neredeyse standart hale getirmişti. Sonraki
üreticiler, klasik Ruckers modellerini örnek alarak üretimlerini
geliştirdiler.

Klavsenin sesi temiz ve parlaktı; çalındığında, sanki bir grup gitar
çalınıyormuş gibi bir hava yaratıyordu. Çalan kimsenin parmağının tuşa
basış kuvveti, sesin volümünü etkileyememekteydi. Tuşa güçlü ya da ha-fif
basılması, mızrabın, teli çekme hareketinde değişiklik yaratmasına yol
açmıyordu. Tuşa çok hafif basıldığında, mızrabın, çekme hareketini
yapamaması riski vardı. Net bir sese ve yüksek volüme rağmen klavsende,
ses miktarını ayarlama konusunda esneklik yoktu.
Özellikle solo çalarken, klavsenin dinamik farklılıklar yaratabilme
kapasitesine ihtiyaç duyuluyordu. Bu nedenle, iki, üç ve hatta dört set
halinde, birbirinin üstüne dizilmiş tellere sahip klavsenler
üretilmişti. Bu sonradan eklenen tel setlerini kontrol etmek için her
bir tuşa, fazladan kaldıraçlar eklenmişti. Ekstra teller, orijinal tel
uzunluğunun iki katına ya da yarısına sahiptiler; bu şekilde ana sesin
bir oktav üstünden ya da altından tınlamaları mümkün oluyordu. Çalgının
ön yüzünde bulunan düğme benzeri stoplar, hangi kaldıraç setinin
kullanılacağını kontrol ediyorlardı. Stopları farklı şekillerde
kullanarak, farklı tel setleri aktive ediliyor, bu da, çalarken, belirli
sınırlar içerisinde renkli dinamik etkilere ulaşılmasını sağlıyordu.
Büyük ölçekli bir çalgıda stoplar, bir tuşun, üst ya da alt oktavlarda,
hatta bazen, daha aralıklı oktavlarda, iki ünison sesi çıkartmasına
yarıyorlardı. Tüm bu çeşitlilik, çift klavyeyi zorunlu hale getiriyordu.
Stopları çekmek ya da itmek, çalarken zaman kaybına ve istenmeyen bir
fiziksel efora neden oluyordu ki, bu yüzden, eserin yapısal olarak
birbirinden ayrılabilen kısımları dışında (füg bölümleri, rondo
kupleleri vb) bunları kullanmak mümkün olamıyordu. Ton kalitesindeki ya
da volümündeki değişiklikler, “teraslanarak”, keskin biçimlerde
yapılıyor,ani çıkıntılı, eğik ya da inişli – çıkışlı yapılamıyordu. En
gözde dinamik efekt, birbirini tekrar eden aynı iki kısa cümlede,
birincinin kuvvetli, ikincinin hafif çalınmasıydı.

1700’lü yılların sonuna gelindiğinde klavsen, pianoforte karşısında
popülerliğini yitirmeye başladı; bunun en önemli nedeni, klavsene
sürekli uygulanan teknik gelişmelere rağmen, çalgının, piyano ya da
klavikordun sunduğu “ifadeli çalma” özelliğinden yoksun olmasıdır.
|
|