|
15. yy.da üretilen ilk klavikord modelleri, diğer çalgıların aksine,
mızrapla tellerin çekilmediği, ancak, titreştirildiği bir sisteme
dayanıyorlardı. 20 ila 22 metal tele sahiptiler. 16. yy. sonu ve 17. yy.
başında oldukça geliştirilen klavikord, döneminin en popüler çalgısı
haline gelmişti. 18. yy.da pianoforte’nin icadından sonra bile,
klavikord, uzunca bir süre popülerliğini korudu.
Resimde yer alan klavikord, 50 tuşluydu ve ses tahtası üzerine
oturtulmuş beş köprüsüyle, Çin Ke’sini andırmaktaydı. Ses tahtası,
çalgının yarısını oluşturmaktaydı ve diğer yarısı da, açık durması
zorunlu olan tuşlara ayrılmıştı
 |
|
Klavikordlar, açık birer dikdörtgene benzemektelerdi ve uzun
kenarları boyunca teller sabitlenmişti. Tellerin, birbirlerinden
uzunluk ya da kalınlık açısından farklı olmalarına gerek yoktu.
Her tuşun sonuna sabitlenen, yukarıya bakan ve tellerle dik açı
yapan mızraplar bulunuyordu. Mızrap, tele vurduğunda, teli, eşit
olmayan iki bölüme ayırmaktaydı. Burada dikkat edilmesi gereken
nokta, tele vuran mızrabın geri çekilmemesiyle, tüm tel yerine,
vuran elemanın böldüğü iki ayrı parçanın titreşmesidir. Ayrıca
mızrap, telle kontak halinde kaldığından, telin titreşimini de
önleyerek, sesin zayıf çıkmasına neden olurdu. Esas olarak,
telin uzun bölümünün titremesine izin verilir, kısa bölümler,
kumaş yardımıyla susturulurdu.
Klavikordun yapısında, genellikle, tellerden daha fazla tuş
bulunmaktaydı. Çoğunlukla, her bir tele iki ya da üç tuş
bağlıydı; erken dönem çalgılarında bir tuş iki mızraplıydı;
mızrabın doğru yere vurabilmesi için müzisyen, tuşu eliyle
yönlendirmekteydi. Bu, oldukça zor bir yöntemdi ve en basit
eserlerin bile çalınmasını güçleştiriyordu. Sorunun çözülmesi
için, 1725 yılında Alman Daniel Faber’in bulacağı düzeneğin
beklenmesi gerekiyordu.
Çalgının bir avantajı, sahip olduğu tuş ve mızrabın tek parçadan
oluşmasındaydı ki, bu sayede, farklı hareket eden pek çok
parçanın birbirleriyle uyumunu sağlama sorunu ortadan
kalkmaktaydı. Farklı tel setleri ve el ile işletilen
düzeneklerden de uzak olan klavikord, bu nedenlerle ucuza mal
oluyor ve bakımı da kolaylıkla yapılabiliyordu.
Mızraplar, tellere vurdukları noktalara bağlı olarak ses
perdesini belirlediklerinden, farklı perdelerdeki iki ya da daha
fazla sesi çıkartmak için, aynı tel kullanılabilirdi. Örneğin,
“la” notasını çıkartan tel, biraz daha yukarıdan vurarak “si
bemol” notasını da çıkartabilirdi, ancak bu iki nota arka arkaya
gelemezdi. Bu prensipte, üç oktavlık, yani 36 yarım perdelik bir
klavikord, sadece yirmi dört tel kullanılarak üretilebilirdi ki
bu da, çalgı maliyetini çok azaltan bir başka faktördü. Bu
şekilde tel sayısı, tuş sayısından az olan klavikordlara bağlı (gebunden
– fretted) klavikord denmektedir. Bağımsız, yani her tuşun, ayrı
bir tele bağlı olduğu klavikord, ancak 18. yy.ın ilk çeyreğinden
sonra, bu çalgılar için yazılan müziğin oldukça
karmaşıklaşmasının getirdiği zorunluluklara bağlı olarak ortaya
çıkmıştır.
Ses volümü çok düşük olmakla beraber, klavikord, çalan kişinin
dokunuşunun hassasiyetini yansıtabilmekte ve hoş crescendo ve
diminuendo yapabilmekteydi. Johann Sebastian ya da Emanuel Bach
gibi virtüozler, tuşları tutarak ya da titreterek, kendi
ifadelerini en üst düzeyde çalgıya yansıtabilmektelerdi. Bu
yüzden, klavikordu, geniş bir müzikal ruha sahip ilk klavyeli
telli çalgı olarak adlandırmak mümkün olabilir. İfadeli
çalabilme özelliği, onu, diğer klavyeli çalgılardan ayırıyordu. |
| |
|
|
Mızrabın, çekip bırakmak yerine, tele vurması, vuruşun hızı ve
momentumunun değiştirilerek telin titreşimini etkilemek sonucunu
da doğurmuştu. Bu, çalan kişiye, parmak uçlarıyla, çıkan sese
daha fazla etki edebilme olanağı sağlıyordu ve çalgıdan çıkan
sesin volümü, kısıtlı ölçülerde de olsa, ayarlanabiliyordu.
Ayrıca, bebung denilen bir vibrato etkisi de olanaklıydı. Ancak,
sert yapılan vuruşlarda, mızrabın, zaten kırılgan olan ses
çıkartma mekanizması olumsuz etkileniyor ve güzel bir ton
duyulamıyordu.
|
|
 |
|
Sahip olduğu avantajlara karşın, bu çalgının güzel, ancak, zayıf
sesi, pek çok müzisyeni tatmin etmemişti ve volümü daha yüksek
bir klavyeli çalgıya ihtiyaç duyulmaktaydı. Klavikordun,
herhangi bir oda müziği grubunda çalınması mümkün değildi, solo
olarak da, bir odada ancak sesini duyurabiliyordu. Popülerliği,
ifadeli sesinin yanında ucuzluğundan da ileri gelmekte, fakirin
klavyesi diye adlandırılmaktaydı.

Klavikord mekanizması: a-b: tel; c:mızrap; d-e: tuş |
| |
|
|