|
PSİKO-TEKNİK EKOL |
|||||||||||||
|
20. yy.’ın başında
piyano pedagojisinde üç ana anlayış bulunmaktadır. Bazı öğretmenler,
Parmak Ekolü’nün hatalı kısımlarından haberdar olmakla beraber,
öğretilerine bu eksiklikleri giderecek yenilikler eklemek ve bu ekolü
devam etirmek amacındaydılar. Bu yenilikler, ellere ve hatta kollara
daha fazla rahatlık vermek ve parmakları çok fazla kaldırmamak
olabilirdi. Bir başka grup öğretmen, Anatomik-Fizyolojik Ekol’ün
fikirlerinden etkilenmişti; ağırlık ve rahatlama sorunları üstünde fikir
yürütüyor ve çalışmalar yapıyorlardı. En doğal ve doğru hareket
biçimlerini arıyorlar, bunu elde etmek için kolun hangi kısımlarını ve
hangi kas gruplarını kullanmaları gerektiğini inceliyorlardı. Dönemin en
ileri müzisyenleri ise, piyanist problemlerinin çözümlerini farklı bir
boyutta arıyorlardı: “Akıl ve psikoloji”. Onlara göre “dış” teknik
çalışma “iç” teknik çalışmaya dönüşmeliydi. Piyano çalma ve eğitim
ekollerinden üçüncüsü olan bu ekole Psiko - Teknik Ekol adı verilmiştir. Beynin, teknik gelişim için önemli olduğu düşüncesi, şüphesiz, yeni değildir. Ancak, ilk kez bu fikirler piyano çalma konusundaki teorik çalışmalarda daha fazla yer almışlardır. Ferruccio Busoni, Grigori Kogan, Grigori Prokofiev, Leopold Godowsky, Artur Schnabel ve Walter Gieseking gibi 20. yy.’ın önemli piyanist – eğitimci ve teorisyenleri, piyano tekniğini yeni bir temele oturtmak için diğer ekolleri eleştirmişlerdir. Eğer, eski ekoller kendilerini ne yapmak ve nasıl yapmak üzerinde yoğunlaştırdılarsa, bu yeni ekolde de nasıl düşünmek ve çalışma ve çalma işlemlerini nasıl organize etmek gerektiği düşüncesi ön plana çıkmıştır. Psiko – Teknik Ekol’ü savunanlar, mekanik alıştırmaların gerçekçi olmadığını ve geçerliliğini yitirdiğini düşünmekteydiler. Bu düşüncenin temel dayanağı, kas – iskelet ve sinir sistemlerinin çalışma prensiplerinin artık daha gerçekçi olarak ortaya konabilmiş kurallarına dayanmaktadır. Kasların kompleks ve düzgün hareketleri, kasılmaları, gevşemeleri, çalan organların birbirleriyle olan ilişkileri, bilincin doğrudan dahil olmadığı süreçler içerisinde gerçekleşir. Buna rağmen insanın motor aktivitesi, hatasız ve oldukça güvenilir olarak yerine getirilir. Hazırlık devresinde bu aktivitelere bilincin belirli oranlarda katılması gerekebilirse de, performans sırasında bu katılım istenmez ve motor aktiviteye zarar verebilir. Bununla beraber bu oluşumu kişiler, dolaylı olarak, motor aktivitenin amacı üzerine konsantre olarak etkileyebilir, düzenleyebilir ve geliştirebilirler. Bu yöntemle bilinç, bilinçaltını etkileyebilir. Alıştırma yapmak psiko-fizyolojik bir işlemdir. Başarılı alıştırma, müziksel amaca uygun zihinsel algının açık olmasına, dikkati yoğunlaştırmaya ve bu amaca yönelik olarak enerjiyi yönlendirmeye bağlıdır. Psiko-Teknik Ekol’ün temsilcileri, çalınacak eserin müzikal içeriğini parmak süratinden çok daha önemli görmüşlerdir. Busoni, piyanistin müzikal problemlerinin teknik problemlerinden daha önemli olduğunu söylemiş, bir piyanistin, müzikal anlamını tam olarak kavramadan klavyeye dokunmaması gerektiğini savunmuştur. Ona göre klavyeye dokunulduğu zaman müzikal anlam dağılabilmektedir. Piyanodan uzak zihinsel çalışma yapmak hazırlık aşamasının önemli bir parçasıdır. Bu yeni ekol, piyanistin tüm çalma organlarının, vücudun tamamından parmak uçlarına kadar, serbest ve tüm kullanımını savunmaktadır. Bu, evrensel ve gerçek anlamda doğal bir koordinasyon tekniğidir. Ağırlığın, kas enerjisinin sayısız farklı kombinasyonuyla kullanımı mümkündür. Bir piyanist, kendi müzikal amacına ve teknik kolaylığa uygun kombinasyonları bulmalı ve problemlerini çözmelidir. Daha önceden inanıldığı gibi anatomik farklılıklar çalgı çalmada çok önemli bir rol oynamamaktadır. Farklı tarz ellere sahip pek çok ünlü virtüoz vardır. Normal kas-kemik yapısına sahip her vücut, yüksek teknik düzeye ulaşabilir; bu da, o ellerin ardındaki merkezi sinir sisteminin sayesinde olur. Büyük piyanistleri dinlemek, öğrencilerin sadece müzisyenliklerini geliştirmez, aynı zamanda motor kapasitelerini de yükseltir. Öğrencinin teknik olarak zorlandığı bir bölümü öğretmenin çalarak göstermesinden sonra daha rahat yapabilmesi, müziksel imgenin daha açık ve canlı olarak anlaşılmasındandır. Grigori Kogan (1958:17)’a göre başarılı piyano çalışmasının üç temel şartı vardır:
Bu ekolün
savunucuları, daha önce yaşamış olan büyük piyanist ve eğitimcilerin,
olgunluk dönemlerinde öğütlediklerinden de esinlenmişlerdir. Franz
Liszt’in gençliğinde, öğrencilerine, dört parmaklarını klavyeye yapışık
tutarak beşinci parmağı kuvvetle tuşa bastırdığı bir alıştırma
yaptırmasını örnek göstermişlerdir. Burada genç Liszt, Parmak Ekolü’nün
salt parmak gelişimine dayalı düşüncesini benimsemektedir.
Öğrencilerinin sıkılmalarını önlemek için alıştırma yaparken aynı
zamanda bir şeyler okumalarını öneren Liszt, olgunluk döneminde ise,
teknik problemlerden çok az bahsetmiştir. Weimar’dan gelen ve piyano
tekniği ile ilgili bazı sırlar öğrenmek isteyen öğrencileri hayal
kırıklığına uğrattığı bilinmektedir. Onlara, tekniklerini ilhamlarından
kendilerinin yaratmalarını ve mekaniğe bel bağlamamalarını öğütlemiştir.
|
|||||||||||||
|
|
|||||||||||||