Piyano öncesi klavyeli
çalgıların ilk dönemlerinde, bu çalgılara özel olarak yazılmış eserlere
rastlanmamaktadır. Genellikle lavta için yazılmış eserlerin, halk
şarkılarının ve çeşitli dansların uyarlandığı, polifonik vokal eserlerin
de org tabulaturlarına dönüştürüldüğü görülmektedir. Repertuvar
açısından görülen yetersizlik, bu çalgıların kendilerine has
özelliklerinin o dönemde anlaşılmadığı anlamına gelmemektedir.
Çalıcılar, bu çalgılara uygun çalma teknikleri geliştirmişlerdir.
Örneğin, vokal eserlerin uzun aralıkları klavyede çalınırken, doğaçlama
süslemelerle doldurulmuşlardır. Bestecilerin bu süslemelere sadece yol
gösterdikleri ve yorumu çalıcının kendi düşgücü ve sanatsal anlayışına
bıraktıkları bilinmektedir. Farklı dönemlere ve coğrafi bölgelere göre
süslemeler değişmektedir. Süslemelerin besteci tarafından yazıldığı
durumlarda bile, çalıcı, durumun ve armoninin gereklerine bağlı kalmak
kaydıyla, serbest hareket edebilmektedir. Süslemelerin yanı sıra,
eserlerin belirli bölümleri de (kadanslar ya da diğer çalgılara yapılan
eşlikler gibi) numaralandırılmış baslara göre doğaçlanmaktadır.
Çalıcıların bu görevlerini tam olarak yerine getirmeleri için uzun
yıllar süren teorik çalışmalar yapmaları gerektiği bilinmektedir. Bu
nedenle eski metot kitapları, teori, armoni, kontrpuan ve sürekli bas
konularını öğretmekteydiler, dolayısıyla, bu metotların en önemli
karakter özelliği, çok genel olmalarıydı. Bunlar, tüm klavyeli çalgıları
kapsamakta ve sık sık başka çalgıları da içermekteydiler. Eski müzik
kitaplarının, Cabezon’un 1578’de yazdığı “Obras de Musica Para Tecla
Arpa y Vihuela” adlı eserinde olduğu gibi, tüm telli çalgıları
kapsadıkları da görülebilmekteydi. 1571 tarihinde orgcu Elias Ammerbach
(1530-1597) tarafından yazılan “Orgel Oder Instrument Tabulatur” adlı
metotta da benzer bir genelleme bulunmaktadır. Yazar, org sanatının
sadece org için düşünülmesinin zorunlu olmadığını, aynı zamanda
klavikord, virjinal, klavsen ve benzeri çalgılara da uygulanabileceğini
belirtmektedir.
16. yy.’da klavyeli çalgıların gelişme göstermeye başlamasıyla, bu
çalgıların eğitimine olan ihtiyaç da belirgin hale gelmiştir. Avrupa’da,
özellikle İspanya, Almanya, İtalya ve Fransa gibi ülkelerde, teorik ve
pratik konuları öğretmeye başlayan ilk öğretmenler görülmeye
başlanmıştır. Bunların yazdıkları metot kitapları, piyano eğitimi
tarihindeki ilk örnekleri oluşturmaktadır.
Bu metotlar, bugünün örneklerinden içerik ve yapı olarak farklıydılar.
İlk bölümleri tabulaturlara ve çalma tekniklerinin temellerine
ayrılmaktaydı. Genellikle metin ağırlıklı olup, alıştırmalara çok az yer
verilmekteydi. Bu alıştırmalar da sıklıkla süslemelerle ve çoğunlukla da
trillerle ilgiliydi. Günümüzde olduklarından çok daha farklı olan ve
tarih boyunca sürekli gelişme gösteren parmak numaralandırma
sistemleriyle ilgili de pek çok referans bulunmaktaydı. Eski metotlarda
ritim öğretimi de oldukça önemliydi, ayrıca, bestenin karakterine göre
tempo seçimi, zaman zaman bunun değiştirilmesi gerektiği ve nasıl
yapılacağı da yazılmaktaydı. Bu metotların ikinci cildi armoni,
kontrpuan ve numaralı bas üzerinde yoğunlaşmaktaydı. Dolayısıyla,
metotlar bugünkü düşünce yapımıza göre çok zor, karmaşık ve öğretim
metodiğinden yoksunlardı.
Klavyeli çalgılar için yazılmış bilinen en eski metot, 1410-1473 yılları
arasında yaşayan orgcu Conrad Paumann tarafından 1452 yılında yazılan
“Fundamentum Organisandi”’dir. Bu eser, aslında bir org kontrpuan
kitabıdır; ilk bölümünde tabulaturlara, ikinci bölümde ise kontrpuan
teorisine yer verilmektedir. Üç bölümden oluşan kitabın son bölümü ise
prelüdler, koraller ve dünyanın farklı bölgelerine ait şarkılardan
oluşmuştur.
Conrad Paumann’ın yazdığı metot, bilinen ilk metotsa da, günümüzün
metodolojik ve pedagojik yaklaşımlarına uygun öğeler içermemektedir. Bu
anlayışın ilk örnekleri İspanya’da görülmüştür. Tomas de Santa Maria
isimli bir İspanyol rahip, 1565 yılında, on altı yıl çalışarak
hazırladığı “Arte de Taner Fantasia” metodunu tamamlamıştır. Santa
Maria, pedagojik yönü çok kuvvetli bir eğitimcidir. Dört yüz sayfalık
eserinin birinci cildinde, temel bilgilerin yanı sıra, o dönemde çok
fazla görülmeyen bir biçimde pratik örneklere de yer vermektedir. İlk
cildin 13. bölümünde, iyi çalmanın sekiz önemli özelliğinden bahsedilir.
Bu özellikler:
 |
doğru ritmle
çalmak |
|
 |
ellerini güzel
tutmak |
|
 |
klavyenin
karşısına iyi oturmak |
|
 |
kesin ve temiz
çalmak |
|
 |
çıkıcı ve inici
pasajları iyi çalmak |
|
 |
doğru parmaklarla
çalmak |
|
 |
keyif vererek
çalmak |
|
 |
süslemeleri iyi
yapmaktır |
|
Birinci cildin on
beşinci bölümünde, parmakların tuşlara basışıyla ilgili gözlemlere yer
verilmektedir. Santa Maria, tuşlara parmakların yumuşak kısımlarıyla
basmak gerektiğini, bu şekilde daha yumuşak ve güzel sesler elde
edilebileceğini belirtmektedir. Ayrıca tuşlara yüksekten basılmamasını,
parmakları tuşlara yakın tutmayı ve bastıktan sonra çok fazla
kaldırmamayı da tavsiye etmektedir.
17. yy. sonu - 18. yy. başı döneminin en büyük klavsencilerinden ve
pedagoglarından Francois Couperin (1668 – 1733), “Pieces de Clavecin”
adlı kitabında, günümüzün piyano metotlarına uygun bir yaklaşım
sergilemektedir. Daha önceki metotların tüm müzik konularını içeren
genel yaklaşımlarına karşın bu eser, klavseni ana eksen olarak
almaktadır. Teori konuları kısaca geçilmekte, klavsen çalımına yönelik
konular detaylı anlatılmaktadır.
Couperin’in metodu oldukça özdür ve ilk derslerden itibaren pratik
konulara yer vermektedir. Yazara göre ellerin en iyi eğitilebileceği
dönem 6-7 yaştır. Pratik konuların başında oturuş anlatılmaktadır.
Dirsekten itibaren ön kol, bilekler ve parmaklar aynı çizgi üstünde
olmalıdır. Çalanın vücut yapısına göre değişmekle birlikte, klavyeden
uzaklık, yaklaşık, çeyrek metre olmalıdır. Eğer, bileklerden birisi
diğerine göre çok fazla yüksekte tutuluyorsa, bir başka kişi elastik bir
çubuk almalı ve onu yukarıda duran bileğin üstünde tutarak diğer bilekle
aynı hizaya getirmelidir. Tuşeye çok önem veren Couperin, bu konuyla
ilgili pratik öğütlerde bulunmakta, parmakların güçlü basımlarından
ziyade, rahat hareketle yumuşak basmaları gerektiğini söylemektedir.
Yumuşak tuşe için parmaklar, klavyeye mümkün olduğunca yakın
tutulmalıdır; yukarıdan düşürülen el, daha sert bir tona sebep
olmaktadır
Johann Sebastian Bach, yaşadığı dönemde, besteciliğinden çok, org
virtüozluğu ve öğretmenliğiyle tanındığı bilinmektedir. “Das
Wohltemperierte Clavier” albümündeki 24 prelüd ve füg, onun müzik
tarihine getirdiği en büyük yeniliklerden birisidir. Bugün kullanılan
eşit düzenli sistemin temellerinin örneklendiği eser iki cilttir. Bundan
önceki akort sistemine göre, farklı büyüklüklerdeki yarım seslerin doğru
kullanılabilmesi için çalgıların yeni tona uygun olarak tekrar
akortlanmaları gerekmekteydi. Bu da, pratikte sorunlara neden
olmaktaydı. Besteciler, belirli tonlarda yazmaktan kaçınmaktalardı.
Bach’ın çağdaşı olan bir besteci, si bemol majör ve la bemol majör
tonlarda çok az, fa diyez majör ve do diyez majör tonlarda da hiç beste
yapmadıklarını söylemişti. Eşit düzenlenen akort sistemi ise, bütün bu
zorlukları ortadan kaldırmıştır.
İki ciltlik bu eser, kendinden sonra gelen müzisyenlerin yetişmesinde
çok büyük öneme sahip olmuştur; aynı zamanda, o güne kadar yazılmış olan
eğitim amaçlı eserlerin hiçbirinin ulaşamadığı yüksek sanatsal değere de
sahiptir. Başlıkta yazan Clavier kelimesi, Almanca’da hiçbir klavyeli
çalgıyı tek başına göstermemekte, genel bir ifade taşımaktadır. Bununla
beraber bazı prelüd ve füglerin, içeriklerine bakıldığında, belirli
çalgıları hedefledikleri anlaşılabilir. Örneğin, birinci kitaptaki do
diyez minör ve mi bemol minör prelüd ve fügler, lirik ve sostenuto
karakterleri ile klavikordda daha verimli çalınabilecekken, aynı
kitaptaki la minör prelüd ve füg, en uygun orgla çalınabilir. |
|